|
İşletmeler varlıklarını sürdürebilmek ve sürekli gelişmek için “gelir” elde etmek zorundadırlar. Bu yüzden işletmeler gelir elde etmek ve varlıklarını daim etmek için küreselleşen Dünyada artan yoğun rekabet şartları karşısında “bilgi, teknoloji, iletişim ve haberleşme” alanlarında beklentilerin üzerine çıkarak müşteri odaklı bir yönetim anlayışına sahip olmaları ve bu anlayışı hayata geçirebilmeleri ile mümkün olacaktır. Gerçekleşen dinamik ilerlemeler, demokratikleşme ve insan hakları, yeni açılan pazarlar ve tüm bunların yanı sıra müşteri beklentilerinin değişimi gibi faktörler organizasyonların hem iç hem de dış çevresini sürekli değişim ve gelişime zorlamaktadır.
Tüm bu değişimlere ayak uydurmanın dahi yeterli olmadığı, organizasyonlar için nefes anlamına gelen “insan” öğesinin de en iyi şekilde değerlendirilmesi gereği, bilgi, beceri ve yeteneklerinin geliştirilerek, katkısının artırılabileceği anlayışı unutulmamalıdır. İnsana verilen değer arttıkça işgücünün verimi, yaptığı işin kalitesi ve işletme için yaptığı özveriler de artmaktadır. Bu da insanların önemsendiği, görüşlerine değer verildiği, beklentilerinin karşılandığı bir yönetim anlayışı ile sağlanabilecektir.
Başarılı bir şekilde işleyiş gerçekleştirmek için, sistematik ve saydam bir şekilde işbirliği ile çalışanların katılımı etkin olarak sağlanmalıdır. İşbirliği ve çalışanların katılımı faktörleri işletmelerin asıl kuruluş amaçları olan “kar elde edebilmek” için gerekli en önemli bileşenlerin başında gelmektedir. İşbirliği ve çalışanların katılımı, organizasyonun farklılaşmasını sağlayacak büyük bir güçtür. Gönüllülük ve bağlılığa dayalı bu gücü etkin kullanmak, “verimlilik ve performans” artışı için kazanımlara açılacak kilit roldeki kapıyı aralayacaktır.
Kalite yönetimi, bütüncül bir yaklaşımdır. Yani kurum içi tüm bileşenleri, tüm çalışanları ve tüm süreçleri kapsayan bir anlayıştır. Organizasyon içindeki tüm çalışanlar bu bütünsellik içinde, kalite yönetimini belirleyen tüm yöntem ve araçları kullanabilme yönünden desteklenmeli, eğitilmeli ve katılımları teşvik edilmelidir. Bu konularla ilgili iyileştirme, geliştirilme ve uygulanma süreçlerine dahil edilmelidir. Bu şekilde çalışanların kurumsal yapıya olan bağlılıkları artacak, sadece bir görevi yerine getirmek için değil, iyileştirme, geliştirme yapmak için kendilerinin katılım ve işbirliğine ihtiyacı olduğu bilinci uyandırılmış olacaktır. Ayrıca, fonksiyonlar arası işbirliği ile yapılan tüm bu entegre çalışmalar organizasyonlara aynı anda hem rekabet avantajı hem de organizasyon içerisinde memnuniyeti getirecek güçlü bir sinerjiye dönüştürecektir.
Günümüzde çalışanlar kendilerini ilgilendiren her türlü kararın görüşülmesine ve sonuçlandırılmasına aktif olarak katılıp, düşüncelerini açıkca ifade etmek ve bu konularda fikirlerinin alınmasını talep etmektedirler. Yönetilenlerdeki bu durum değişikliğinin başlıca nedeni, kültür düzeyi ve bilgi seviyesi yükselen çalışanların “başkaları tarafından yönetilen bir araç” durumunda olmak istememeleridir.
Organizasyonlar, çalışanlarının kararlara katılımlarını sağlamak için onları cesaretlendirmeli, ortam hazırlamalı, desteklemeli ve gerektiğinde ödüllendirmelidir. Aslında, güçlü bir iletişim süreci kurarak öncelikli olarak katılım için bir altyapı oluşturmalıdır. Güçlü bir altyapı kurulmaz ise, kazanım olarak görülen katılım prensibinin benimsenmesi giderek zayıflayacak ve çalışanların memnuniyetsizliğine yol açacaktır.
Elbette tüm bunları başarabilmek ve sürekliliği etkin kılmak için kurumsal kültür ve vizyon sahibi yöneticiler ile işin asıl sahipleri ve yürütücüleri olan sürekli iyileşmeyi kendilerine prensip edinmiş gönüllü çalışanların tam olarak katılımıyla mümkündür.
İşbirliği ve çalışanların katılımı “kalite yönetimi” ile desteklenebilirse;
- İşletmelerin iş yapış biçimleri fonksiyonel hiyerarşi yapısına göre değil, süreçlerin iş akışına paralel olarak işbirliği ve çalışanların katılımı ile desteklenebilir bir yönetim anlayışına dönüştürülebilir. Bu sayede, gereksiz zaman kayıplarının önüne geçilir, zayiatlar optimum seviyede tutularak verimlilik artışı sağlanır, maliyetler düşer ve kar elde edilir.
- Sürekli iyileştirme çalışanların doğal davranışı haline gelir,
- İşbirliği içerisinde yer alan tüm paydaşların ihtiyaç ve beklentileri ile sektöre yönelik durum analizinin sürekliliğini gerektirerek aynı anda hem kendi aralarında rekabet edebilme koşullarını tespit eder hem de müşteri (iç müşteri / dış müşteri) memnuniyetini etkin kılar. Böylece sektörde yaşanan değişimlere hızlı adaptasyonu sağlar,
- İyileşmelerin ve gelişmelerin sürekliliğini sağlayarak sektöre öncülük edilmesinde avantaj sağlar,
- Çalışanların organizasyon içindeki yerinin netleşmesini, çalışan ve çalışma hayatının kalitesinin artmasını sağlar,
- Kuruluş imajının güçlenmesi, rekabet gücü ve pazar payı artışı ile köklü kültür değişimine ve performans artışına sebep olur.
Kalite Yönetimi, “bir işi en iyi bilen, o işi yapandır” ilkesinden hareketle karşılaşılan problemlerin çözümünde sürekli katılımı öngörür. Ayrıca, Kalite Yönetimi işbirliği ruhunu en üst düzeye taşır. Rekabet edebilme durumunu firma içerisinde (geleneksel yaklaşım) birimler ve bireyler arası olmaktan alır firma dışında mücadele edilir bir kavram haline dönüştürür. Firma içinde rekabet yerine tamamen işbirliğinin önemini ortaya çıkartır. Belirleyici olan rakamlar değil, bir bütün olarak firmayı sahiplenmiş bireyler bütünüdür. Sinerji böyle bir yönetim felsefesi ile çok net şekilde ortaya çıkar.
Sorunların çözümü ve proses iyileştirmenin en etkin yolu, çok fonksiyonlu işbirliği ve çalışanların katılımdaki başarısına bağlıdır. Başarının asıl aktörleri ise bu katılımı sağlayacak, destekleyecek, kaynak ayıracak ve işbirliğini yönetecek kurum kültürü ve vizyon sahibi yöneticiler olacaklardır. Bu doğrultuda, çalışanların katılımı ve işbirliği parametreleri, kalite yönetimi performansını ve verimliliği arttırıcı unsurlar olup, organizasyonlarda uygulanabildiği ölçüde ek güç olarak karşımıza çıkacaktır.
|