|
AĞAÇ HEYKELLER” İN ULUSLARARASI PLATFORMDA SERGİLENMESİ
Araştırmalarım sonucunda, Türkiye sınırları içindeki yüzlerce ağaç çeşidinin oyulabilir olduğunu tespit ettim. Türkiye’nin zenginliklerinin farkına varılmasını amaç edinmiş bir sanatçı olarak, Türkiye’deki ağaçlardan yapılmış heykellerden oluşan bir sergi oluşturmayı ülkeme döndüğümden beri hayal ediyorum. Çeşitli renkteki ve farklı dokulu ağaçları sanatsal bir formda şekillendirerek, ağaçlarımızın ne kadar değerli olduğunu uluslararası sergilerle kanıtlamak her zaman beni etkilemiştir.
Doğanın korunmasının, en az sanatın korunması kadar gerekli olduğunu yine sanatsal bir anlayışla dile getirmek gereğini duyuyorum. Doğaya katkısı düşünülmeden, yerli yersiz her fırsatta ağaçların kesilmesi gelecek nesillere yapacağımız en büyük kötülüktür. Ağaçların kıymetini dile getirerek yapacağımız üç boyutlu eserleri sadece Türkiye’de değil, diğer ülkelerde de sergilemek ise Türkiye’nin tanıtımı için en uygun yöntemlerden biridir. Böyle bir tanıtımın konu ile ilgili özel sektörlerin yanı sıra devlete de katkısı olacağı aşikârdır.
Projenin zenginliği açısından Türk heykeltıraşların ortak çalışmaları gündeme gelebilir.
Yapılmış, yıkılmış, tekrar yapılması gereken proje
“Türk ailesinin bağlılığı uluslararası düzeyde takdir görüyor.”
1987 yılında İsviçre’nin Morges kasabasında 200 senelik bir ıhlamur ağacı ile başladı bu hikâye. Çürümeye yüz tutmuş bu ağacın kuruyan dev cüsseli dalları, caddeye düşmeye başladığı an, ağacın kesilmesine karar vermiş ihtiyarlar meclisi. Ağaç kesilmişti kesilmesine de 200 senelik bir maziye sahip olan bu ağacın altında kim bilir kaç nesil piknik yapmıştı bir zamanlar. Birbirleri için atan kalpler serinlemişti bu ağacın gölgesinde. Kesilmesine rağmen bir anıt gibi duran dev gövdesinin ölümsüzleşmesi gerektiğine inanmıştı insanlar. Amerika’dan İsviçre’ye öğrencilere pedagojik eğitim ile katkıda bulunmak amacıyla gelmiştim. Bu ulu ağacın iki tondan fazla ağırlığı olan gövdeyi, atölyeme getirmişti bölge halkı. Bu gövdeye şekil vermem için bana emanet etmişlerdi.
Vatan hasretiyle yanıp tutuştuğum için, o anda içinde aile kavramının gücünü hissetmiştim. Anne, baba ve çocuklar birbirinden ayrılmayan parçalar… Yapacağım heykelin temasını bulmuştum. Hemen keski ve çekici elime aldım, başladım çalışmaya. Ta ki kafamda oluşturduğum sevginin, şefkatin, Türk aile bağlarının gücünü ıhlamur ağacının gövdesinde buluncaya kadar. Hasretiyle yanıp tutuştuğum Türkiye’ye geri dönecektim elbette bir gün. Mutlaka ***ürmeliydi bu eseri gittiği zaman memleketine. Öyle de yaptım bir zaman sonra. İsviçre’nin birçok şehrinde sergiledikten sonra bu eşsiz abideyi, getirip İstanbul’a Tarabya’ya, diktim. Hiçbir karşılık beklemeden yaptığım bu çalışmanın ne yazık ki kafasını kopardılar balta ile. Put dediler aile sevgisine. Soyut olan şekildeki o sıcacık sevgiyi göremedi o kör kalpler. O zamanın Sarıyer Belediyesi, kaldırdı attı heykeli bir köşeye. Nerede olduğu bile bilinmez artık. Kim bilir kimlerin sobasında birkaç saatlik ısınma karşılığında yok olmuştu o güzelim anı. İsviçre’den Türkiye’ye gelen bu gelin, defnedilmişti artık bilinmeyen bir köşeye.
1990’dan bu güne, yani 2008’e geldik. Bu anıyı tekrar canlandırmak için, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında yenisini yapmak hayalim. Bu sefer yıkılmamak üzere tabi ki… Elbette yine sanatı desteklemeye hazır sponsor kuruluşların yardımı ile…

|