|
Bir zamanlar oğlu, gelini ve küçük torunuyla birlikte yaşayan yaşlı bir adam vardı. Yaşlı adamın elleri titriyor, gözleri de eskisi kadar iyi görmüyordu. Yemek zamanı geldiğinde tüm aile masaya birlikte oturuyordu. Ancak yaşlı adamın titreyen elleri ve az gören gözleri oğlu ve gelinine yemeği adeta işkence haline getiriyordu. Çünkü her defasında yemeği döküyor, bardak ve tabakları düşürüp kırıyordu.
Oğlu ve gelini bu durumdan çok rahatsız olmaya başlamışlardı. Çözüm olarak köşeye küçük bir masa hazırladılar. Güzelim tabaklar kırılmasın diye de yaşlı adamın yemeğini tahta tabakta vermeye başladılar. Artık ailenin geri kalanları yemeklerinin tadını çıkarırken, yaşlı adam da bu küçük masada tek başına, sessizce, kimi zaman ağlayarak yemeğini yiyordu.
Yaşlı adamın torunu bütün bunları sessizce izliyordu. Bir gün babası küçük oğlunu tahta parçalarıyla uğraşırken buldu ve ona ne yaptığını sordu. Oğlu ise ona bütün masumiyetiyle “Sana ve anneme ben büyüdüğümde kullanmanız için küçük birer kâse yapıyorum” diye yanıt verdi ve işine devam etti. Bu sözler anne babasını o denli etkiledi ki, bir süre gözlerinden süzülen yaşlarla sessizliklerini korudular. Her ikisi de yapılması gerekeni biliyordu.
O akşamdan itibaren yaşlı adam yeniden ailesiyle aynı masada yemeğini yemeye başladı. Artık ne oğlu nede gelini, dökülen yemekleri, kirlenen masa örtüsünü, düşüp kırılan tabakları dert etti.
|